Saldırının olmaması için biz ne yaptık?

Dün geceden beri(28 Haziran 2016 Atatürk Havalimanı Saldırısı) saldırı sonrası hem sosyal medyada hem de gazetelerdeki yazıları takip ediyorum. Herkes bitsin artık diyor, ünlü ünsüz herkes kınıyor, hükümet suçlanıyor, istihbaratımızın kötü olduğu vurgulanıyor, muhtemelen 1 yıl sonra bugün de “unutmadık” paylaşımları yapılacaktır. Ben de herkesle aynı duyguları paylaşıyorum ama burda biz nerde hata yapıyoruz, nasıl çözüm üretebilirizi kimse sorgulamıyor ve asıl sorun bence bu.  Şu şunu yapmadı, o olmasa bu olsaydı diye konuşan çok ama ben de sana soruyorum arkadaşım: Senle ben ne yaptık? Engellemek için bir çabada bulunduk mu? Hiçbir şey yapamaz mıydık? Gerçekten yapamaz mıydık? Aşağıdaki soruların cevabı sende var mı?

  • Devletin başındakilerin görevi devletin ve milletin bütünlüğünü sağlamak da benim görevim bu değil mi? Onlara kalmadan yapabileceğim hiçbir şey yok mu?
  • Daha önceki saldırıların unutulmaması için neler yaptım? Nasıl takip ettim? Ölenleri acısını aileleriyle gerçekten paylaştım mı? Yoksa bana dokunmayan yılan bin mi yaşadı?
  • Şu an partiler yer değiştirse çözüm bulacaklar mı? Eğer çözümü biliyorlarsa neden paylaşmıyorlar. İktidar hırsı hiçbir parti için insan hayatından daha değerli olabilir mi?  Toplum olarak kendi içimizdeki siyaset doğru mu?
  • Oğlum sokaklarda güvenle gezemezse ve baba niye bu hale gelmemesi için bişeyler yapmadınız derse ne diyeceğim? Çok iş vardı mobil uygulama kodluyordum mu diyeyim?

Düşünmüyoruz, denemiyoruz, çözüm üretmiyoruz

Sorunlar üzerine hiçbirimiz düşünmüyoruz. Hep suçluyoruz.
Hayatınızın herhangi bir anında ülkedeki şu sorunu nasıl çözerim diye arkadaşlarınızla toplanıp tartıştınız mı? Bu tartışmada gerçekten “ben nasıl çözerim” diye mi düşündünüz yoksa “ben olsam şöyle yapardım” diye mi düşündünüz? İkisi arasında dağlar kadar fark var. Kendi denemediğiniz ve cesaret etmediğiniz şeyi başkasından bekleyerek onları suçlamak kaçıştan başka birşey değil.Bence ufak adımlarla denemeleri başlatmamız gerekiyor. Hepimiz ufak adım atabiliriz. Seneler sonra bu adımları toplar ve bir yol katederiz . Çözüm üretmeliyiz ve bunu ancak biz yapabiliriz.Toplu tüfekli bir mücadele olmadan  eğitimle, internetteki davranışlarımızla, insanlara davranışımızla, zamanımızı Survivor’a değil düşünmeye ayırmayla, çocuklarımızla bunu yapabiliriz. Sonunda başarısızlıkta olsa en azından deneyelim. Ben birşey yapamam diye vazgeçmeyin. Tüm büyük mücadeleler küçük ekiplerle başlamıyor mu? Büyük kitlelerle başlayan girişimler  genelde”isyan” oluyor. Şahsen isyan değil çözüm üretmek istiyorum.

Ne yapalım?

Vardığım en son nokta “Güçlü toplumsal bağları olan bir ülkeye bu kadar rahat saldırı yapılamaz” oldu. 1 kişiye zarar gelse karşısında 1000 kişiyi bulacağını bilen biri kavgaya rahat girmez. Biz eskisi gibi kenetlenmiyoruz. Şu an ülkemiz öyle bir duruma geldi ki herhangi birini savunmak için din,siyasi görüş, cinsel tercih vs. filtreleri uygulanmaya başlandı. Halbuki sadece Türk milleti olduğumuz için birbirimizin arkasında durabilmeliyiz. A Partisi gider B Partisi gelir ama ülke bizim ve hep bizim kalacak.  Bağları güçlü ve bilinçli bir toplum oluşturmaya kendimizi adamamız lazım.

Bugün itibariyle uygulamaya başlayacağım şeyler var.  Kendi çevremden başlayarak düzelteceğim. 1 kişi bile değişse kelebek etkisi yaratır. Eğer siz de bana katılırsanız ve özellikle genç arkadaşların bunu yapmasını sağlarsanız sevinirim. Listeyi hep beraber genişletelim/kısaltalım. Bugün olayın sıcağıyla yazıyorum aklıma geldikçe ekleyeceğim.

Gözümün önünde olan bölünmeye müdahalede bulunacağım 

Sosyal mecralarda toplum en çok iki konuda bölünüyor. Din ve siyaset. Ülkeyi bölmeye en müsait alanlar. Bunlar üzerinde tartışan insanların arasını bulacağım. Aynı noktaya getirip barıştıracağım. Birbirine sataşan arkadaşlara usanmadan aşağıdaki yorumları yazacağım:
İnanan arkadaşım: Eğer bir müslümansan ve aynı kitaba inanıyorsak şunu bilmen lazım “Sen, o (inanmaya)nların üzerinde zorlayıcı/baskıcı değilsin. (Gaşiye suresi 22.ayet)”. Eğer inanmayana zulmediyorsan Allah’ın kelamına karşı geliyorsun. Sen doğru olanı yap.
İnanmayan arkadaşım: İnanmamak özgürlük olduğu kadar inanmak da özgürlük ve senin de kimseyi inancıyla yargılama hakkın yok. Alay etme, yargılama bunlar yeterli. Sana sataşsa da sen doğru olanı yap.
Parti tutan arkadaşım: Türkiye’de partilerin futbol takımından farkı yok. Parti  sadece senle benzer fikirleri olduğunu iddaa eden insanların toplandığı bir oluşum. Hak verirsin ki bir toplulukta mutlaka fikir ayrılığının olması gerekir. A partiliysen B’den beğendiğin birşeyi paylaş, B’liysen  A’dan beğendiğin birşeyi paylaş. Desteklediğin partinin yanlışlarını da hiç çekinmeden eleştir. Ben de senin mantıklı samimi biri olduğuna inanayım. Sen holigan değilsin, olmamalısın!

Unutturmayacağım

Hangi yabancı devlet adamıydı hatırlamıyorum ama Türklerin en sevdiği özelliğinin “çabuk unutma hastalığı” olduğunu söylemişti. Gerçekten çok güzel unutuyoruz. Yaşadığımız kötü olayları hemen unutuyoruz ve hayatımıza devam ediyoruz. Çünkü hep bugünü yaşıyoruz.
Atatürk der ki “Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez”. Bırakın geçmişimizi öğrenmeyi biz geçen haftayı bile unutuyoruz. Bundan sonra geçmişe de hizmet edecek paylaşımlarda bulunacağım. Neler olduğunu hatırlarsak kime güveneceğimizi de hatırlarız.

Kitap okutacağım

Şu an okumayı sevmeyen değil bence okumayı alışkanlık haline getirmemiş bir toplumuz. Cep telefonlarına nasıl alıştıysak kitaba da alışabiliriz. Elimden geldiğince okuyorum, okumayana da bir şekilde okutturacağım. Özellikle tarih kitapları okutturacağım. Hediye olarak artık kitap vereceğim. İlk olarak “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” isimli kitaptan başlayacağım. Ülke hakkında umutsuzluğa kapılan herkesin okuması gereken bir kitap. Eğitim, ailelerin çocuklarını yetiştirmesi, din vs. her türlü konuda ışık tutuyor. Finlandiya’nın gerçek tarihini tam yansıtmayan hayal ürünü bir kitap olmasına rağmen işlediği konu çok evrensel. Atatürk’ün de okullarda zorunlu tutulmasını istediği ama zaman içerisinde bir şekilde yok olan kitap.

Gitmeyeceğim, gideni engelleyeceğim

Gücü ve fırsatı olan herkesin dilinde bu ülkeden gitmeli artık sözleri dolanıyor. Ben gitmeyeceğim, göndermeyeceğim! Bu kadar bencil olabilir miyiz? Biz çocuğu tek başına parka göndermiyoruz ama kurtuluş savaşında anneler çocuklarını ölüme göndermişler ve üzerinden daha 100 yıl geçmemiş.
Nereye gidiyoruz? Kime gidiyoruz? Her fırsatta Türkleri aramıza almamalıyız diye Avrupa’ya mı yoksa en yakın arkadaşımız Amerika’ya mı? Ülkeden gitmeye çalışan her arkadaşı vazgeçirmek için gerekirse günlerce konuşacağım.

Leave a Reply


This blog is kept spam free by WP-SpamFree.